Gevaş'ta fındığın kilosu ikiyüzbin lira. Benim de canım fındık çekti, bir kilo alayım deyip gittim fındık satan çocukların yanına. Üçyüzbin lira hazırladım, üstü çocuklara kalır diye. Neyse, yaklaştım tezgaha sordum fındık ne kadar diye.Birmilyon demez mi! sonrasında aramızda geçen konuşma aynen şöyle gelişti: Ne bu oğlum, her yerde ikiyüzbin lira niye sende birmilyon? Abi bizim bahçenin fındığı değişik. Nesi değişikmiş? Bak kabuğa. Eee..aynı; almıyorum deyince o zaman tamam tamam ikiyüzden vereyim sana diye çevirdi. Ama iş işten geçti, kurnazlık kaybetti ben de fındık zevkimden oldum.

SERHAT ÖZCAN


Benim Vizontele'de küçük bir rolüm vardı ve Gevaş'ta da fazla kalmadım.Ama, gittiğim ilk günden beri oturduğum anda birileri önümde çayla bitiveriyor. Çarşıya çıkıyorum; Gevaşlılarla ,esnafla tanışıp sohbet edeyim diye, nerde bir merhaba deyip soluklansam önümde çay. E, tamam seviyoruz, çay koliğiz de onlar nereden biliyor? En sonunuda dayanamayıp sorunca Necati'nin (yapımcımız) " biri gelecek yarın, çayı çok sever aman çaysız komayın" dediğini öğreniyorum. Sağolsunlar, onların bu ilgisi, sohbetleri çok mutlu etti bizi. Herkese selamlar.

SİNAN BENGİER


Sesli çekim yapıyoruz. O dönem de Gevaş'ta düğün zamanları. Bizim de o günkü programımızda gece sahnesinin çekimi var. Çekimler 24:00'den 3-4'e kadar devam edecek. Aynı gece de düğün varmış. Bizim de çekimi mutlaka yapmamız gerek, Ağustos sonuna doğru iyice soğumaya başladı geceler. Dediler düğün sahibiyle konuşalım onlar biraz erken başlar biz de geç, hallederiz böylece. Olur mu olmaz mı derken düğün sahipleri geldi. Damat adayı da Avrupa'dan gelmiş, işçiymiş orada, düğünü yapıp dönecek. Anlattık derdimizi, o zaman iptal edelim düğünü demezler mi! Hepimiz çok şaşırmıştık. Olmaz öyle şey, siz erken bitir biz de geç başlarsak sorun çözlür diye zor ikna ettik onları. Bu çok duygulandırmıştı beni. Hala "başkanım" diye mesaj çekiyorlar bana.

ALTAN ERKEKLİ


Bir gün önce açıklanan iş programıyla ertesi günün tatil olduğunu öğrendik. Caner, Cezmi abi, Altan abi, ben… çekimler yüzünden de bayağ yorulmuştuk. Karar verdik Van'da dolaşıp dağıtmaya çalışacağız kafamızı. Altan abi de Ankara'da tavuk lokantası şefi olan arkadaşının oğlunun Van'da asker olduğunu öğrenmişti. Madem indik bir ziyaret edelim sevindiririz çoçuğu diyerek ordu evinin yolunu tuttuk. Altan abi tatlı da aldı elimiz boş gitmek olmaz diye. Sora sora bulduk ordu evini, hava da çok sıcak. Nöbetçi kulübesindeki çocuk çağırdı, tanımıyoruz da çocuğu. Neyse, geldi bu. Altan abi "merhaba ben babanın arkadaşıyım, uğrayıp bir merhaba diyelim dedik" diye tanıttı kendini çocuğa ama; çocuk 220 wat elektrik almış gibi bakıyor bize. Bizi telivizyondan tanıyor ya, heralde şaşırdı onere filan oldu zannediyoruz. Tatlıyla beraber harçlık da verip 10-15dk. sonra ayrılırken biz, çocuk hala öyle. 1-2 gün sonra Altan abi Ankara'ya döndü. Arkadaşının lokantasına uğramış; oğlunu gördük, iyi olduğu haberini vereyim diyerek. Neyse, Altan abi Ankara'dan döndü. Biz de içiyoruz o akşam. Oturup kahkahalarla anlatmaya başladı.Öğrendik ki biz başka bir askeri onere etmişiz. Eee! Napalım, biz de vurduk rakının dibine.

BİCAN GÜNALAN


Filmdeki ot yolma sahnesi çekilecek. Araba döneme uygun olsun diye verilen uğraşı meyvelerini verdi ve nurtopu gibi kırık-dökük bir arabamız oldu. Cezmi abi bindi arabaya, yanında da Şafak ilerlediler. Sonra yönetimin birden "duur ekrandan çıktın, abi niye durmadın?" nidasıyla Cezmi abi paldır küldür çıktı arabadan; elinde direksiyonla "direksiyon elimde kaldı yaa" diyerek ve "Ulan sen ne bakıyorsun da yardım etmiyorsun" diye Şafak'a da posta koymayı ihmal etmeyerek.

CEZMİ BASKIN ADINA ALTAN ERKEKLİ'NİN AĞIZINDAN


Eylül 2000 Gevaş-Van
Gevaş'ta bulunduğum 1,5 ay içerisinde her şey çok güzeldi. Çekimler sırasında ve çekim harici zamanlarda her anımız keyifliydi. Benim için her dakika keyifliydi aslında Gevaş'ta ama; bu dakikaların içinde öyle bir an vardı ki o galiba en heyecan verici olanıydı. Yılmaz Erdoğan,Demet Akbağ,Altan Erkekli gibi profesyonel oyuncu kadrosunun yer aldığı filmde küçük bir sahnede rol almak…Rol belki çok küçüktü ama benim için çok önemliydi.İlk defa kamera arkasında yönetmen yardımcısı Asuman değil,kamera önünde bir Asuman vardı Gevaş'ta. Böylelikle oyuncuların da işlerinin ne kadar zor olduğunu anladım. Bu yüzden hepsini başarılarından dolayı tekrar kutlamak istiyorum. Ve filmde rol alan bütün oyunculara sonsuz sevgiler yolluyorum buradan. İlgilerini ve sevgilerini esirgemedikleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.Hepinizi çok seviyorum. Ayrıca tüm ekip arkadaşlarım! Bu projede sizlerle beraber olduğum için de çok mutluyum. En kısa zamanda yeni projelerde beraber olma dileğiyle…HEPİNİZİ ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOK SEVİYORUM SÜPER ARKADAŞLARIM.

ASUMAN ÖZGÖNÜL (Yönetmen Yardımcısı)


Vizontele benim ikinci uzun metrajımdı ama;bu filmde çalışmış olduğum diğer filmden farklı bir değil birçok şey vardı. Bunlardan birincisi ben ve benim için en önemli olanı,çok sevdiğim ve saygı duyduğum usta oyuncu,yazar,şair YILMAZ ERDOĞAN'IN bu filmin senaryo yazarı,oyuncusu ve yönetmeni olmasıydı.YILMAZ ERDOĞAN'IN çektiği ilk uzun metraj filmin setinde görev almış olmak benim için büyük gurur,işim için de güzel bir referans olmuştur. Ekibimizde bana ne görev verildiyse bunu fazlasıyla yerine getirmek için çalıştım. Türk sinemasında da yolunda gitmeyen birşeyler olduğuna inanıyordum ama;Vizontele bence sinemamızda bir reform gerçekleştirdi. Bu filmin her karesinde bu gücü görmek mümkün.YILMAZ ERDOĞAN gibi örnek alınması gereken bir insanla çalıştığım için mutlu ve gururluyum. Vizontele filminde çalışırken duymuş olduğum haz ve heyecanı hala taşımaktayım. YILMAZ ERDOĞAN'A,yani Radyocu Emin Abi'ye bana tanıdığı bu güzel fırsat için teşekkür ederim.

GİRAY GERGİN (Işık Ekibi)



Filmle ilgili birçok şey var aslında yazılacak…Çünkü gerçekten her zaman böyle deli dolu bir ekiple çalışamazsınız. Hem çekim sırasında,hem sonrasında tam 39 gün boyunca çok eğlendik. Bu filmde kameranın önönde olmakta varmış bir flashback sahnesinde!Dia gösterileri,şarap-peynir,zamansız partiler ve kazandığım arkadaşlar aklımdaki taze anılar.Bir de "asistte görüntü hiç olmadı ki" huzursuz insanlar bile huzurumuzu kaçıramadı ki!…

SİMTEN AYDIN



Uzun metraj bir filmde görev almak hem zekli hem de çok zor bir iş bence.
Zor olması askerlik yapar gibi çalşmak,her dakika dikkatli olmak ve hata yapmamak. Zevli tarafı yıllarca seyredilecek bir filmin plan plan çekiminde emeğinin olması. Böyle uzun çalışmalarda film ekibiyle aile oluyorsunuz. Birbuçuk ayın yirmidört saatini beraber geçirdik. Bence en zor zamanlarda bile gülümsemek,bu zamanın çabuk geçmesini sağladı. Gerek ekip olarak, gerekse oyuncuların hepsi yardım sever insanlardı. Oyuncularımız alçak gönüllüydüler. Hiç unutamayacağım bir anı dağ zirvesinde çekim yapılacığı gün Altan Erkekli'nin yanımıza gelip "çocuklar yardım edeyim,bana da bir çanta verin" demesiydi.Bence bu ekip şu ana kadar kurulmuş en güzel uzun metraj ekibidir.

ULAŞ ZEYBEK (Kamera Asistanı)



Doğu'nun o diri havasını ve enerisini rahat bir biçimde alabilmek için çekim tarihinden beş gün önce Van'a gittim.
İlk sinema filminde rol alıyordum;heyecanlıydım,hazırlanmıştım.
İlk sahnemin çekimi için kostüm,makyaj hazırlığı bittikten sonra sete girdim. Sofra sahnesi. Ev halkı olarak sofradayız. Oyun oynandı. Birinci kayıt. Yılmaz içeri girdi. Morali bozuk.. Yüz hatları düşmüş.. "Tamam. Aynı şekilde bir kayıt daha alacağız" dedi ve setten çıktı. İkinci kez çekildi. Bitti. Tuhaf bir ortam oluştu.
Ağlayanlar.
Ben çok tedirgin oldum. Oyunu kötü mü oynadım acaba diye düşünmeye başladım. Faturayı kendime çıkardım. Kendimi öyle bir olumsuzluğa ittim.
Aslında durum öyle değilmiş
Yılmaz, sahnenin iyi oynanmasından dolayı,
Yani,o an kendinden
Yaşadıklarından…
Biraz oradan,biraz buradan..
Daha fazla kendini sıkmayıp, Kayısı toplayan Gevaş'lı çocuklara BAKARAK

Gözyaşlarını tutamadığı,
Bahçeye dolasıya ağlamaya gittiği
Sonradan bize anlatılanlardandır.
Bu başarı bana güç vermiştir,
Performansımı ateşlemiştir.
Sinemaya güzel bir başlangıçtır.
Yaşadığım için mutluyum.

TUNCER SALMAN




Herkesin mutlu ve uyum içinde çalıştığı bir sette güzel anların olmaması tabi ki imkansız, benim de güzel anılarımla birlikte Vizontele filminin setinde acı bir anım da oldu.

Filmimizin çekimlerinin başladığı dönemde ben vatani görevimi yapmaktaydım. Dolayısı ile çekimlere teskeremi aldıktan sonra,yani 15 günlük bir gecikmeyle katıldım. Bu arada şu şaşkınlığımdan da söz etmeden geçemiyeceğim: Ben bugüne kadar 50'nin üzerinde sinema filminde oynadım fakat,hiç bu kadar iyi organize edilmiş,bu kadar profesyonelce çalışılan bir film setiyle karşılaşmadım. Tabiri caizse,Hollywood'da çekilen bir filmin setindeymiş gibi hissettim kendimi.

Anımıza gelince, ben belediye başkanımızın askere giden oğlu olarak (askerden gelir gelmez tekrar askere gönderdiler beni) tüm hazırlıkları yapmış,herkesle vedalaşmış son olarak da sevdiğim kız olan Asiye'ye veda etmek ve onun için hazırladığım hediyeyi vermek üzere,annesine görünmemek çabasıyla evinin camının önüne gelirim. Asiye odasında uyumaktadır. Asiye'yi uyandırmak için annesinin duyamayacağı bir tonda ona seslenirim fakat, Asiye uyanmaz. Ben de çaresiz Asiye'yi uyandırmak için camdan içeri girerim.

İşte benim acı anım burada başlıyor. Her şey hazırlanmış benim "Asiye,Asiye kız" diyerek seslenip içeri girmeme gelmişti sıra. İlk provada seslendikten hemen sonra bir sas komandosu tarzıyla camdan içeri girince (tabi bu komando olayında askerliğimin de çok faydası var) yönetmenimiz Yılmaz Erdoğan, "Mesut,komando gibi değil biraz zorlanarak gir,hatta camdan içeri düş" dedi.
Bu son cümle o andan itibaren benim üzerimde birkaç ay iz bırakacak bir anıya dönüştü. Çünkü pencere biraz yüksekçe olmakla beraber,saksılık bölümü de epeyce genişti. Dolayısı ile pencereye rol icabı acemi bir dağcı gibi tırmandıktan sonra,saksılık bölümünü de askerden yeni gelmiş bir oyuncu edasıyla sürünmem gerekiyordu. Ben de öyle yaptım zaten. Fakat her sahnenin çekiminde olduğu gibi provalar,çekim tekrarları derken bacaklarımda ve kollarımda ağrı ve sızılar oluştuğunu fark ettim. Sahne sonunda artık ben,görevini başarıyla tamamlamış bir gazi olarak bacaklarım ve kollarımdaki yaralarla yeni görevlere hazırdım. Hatta çekilenleri seyrederken kumandanım Yılmaz'a yaralarımı gösterdiğimdeki o unutulmaz kelime benim daha da bir azimle çalışmama sebep oldu: " Ne yapayım,bana ne.." İşte şimdi her türlü göreve hazırdım. Yönetmenimin de beni bu kadar çok sevmesi beni gerçekten çok duygulandırdı. İşte benim acı,fakat bir o kadar da tatlı anılarımdan biri. Anı ama ,boru değil. En az iki ay izi kaldı bende. Daha bunun gibi bir çok anım var. Mesela Asiye ile en duygusal sahnemizde sürekli ineklerin böğürmesi ve hatta sahnenin en duygusal yerinde bir çocuğun sürekli "eyyyt lan, varmı bana yan bakan" nidalarıyla sahnenin bölünmesi ve sette görevli arkadaşların çocuğu susturmak için kovalamaları,hatta Serhat Özcan ve Deniz Erdoğan'la sağlıklı bir hayat için 15 km.'lik D.S.İ ve set arasındaki o eğlenceli yürüyüşlerimiz.

Anılar bitmez. İnşallah anılarımız gibi tüm ekip arkadaşlarımla dostluklarımız da bitmez.

HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM

MESUT ÇAKARLI



Gevaş öyle "geçiyordum uğradım" türünden bir yer değil kesinlikle.gerçi bulunduğu konum açısından,Bitlis-Muş yönünden Van-Kars yönüne yolculuk ediyorsanız,kıyısından zorunlu olarak geçeceğiniz bir kasaba,bereketli topraklar üzerine kurulmuş,yöredeki görünür kalıntılar en az bin yıllık bir geçmişi devirmiş,köklü bir yer aslında.Halkın üzerinde şıhların ve ağaların gizli boyunduruğu yer yer hissediliyor.
Özellikle kız çocukların okutulmaması konusunda…Bir-iki özel girişimci dışında kültürel geçmişleriyle de pek araları yok.
Doğu Anadolu her gün gidilecek kadar yakın bir yer olmadığından,çekimlere ara verildiği dinlenme günlerini kültürel gezilere ayırmaya karar vermiştik.Yine böyle bir günde Doğu Beyazıt'ta ki İshak Paşa Sarayı'nı görmek için kiralık bir araçla İran sınırına gittik.Aksi gibi o hafta Van sınırları dışına çıkışlar kesinlikle yasaktı ama;bilindiği gibi yasaklar delinmek içindir.Hele hele entellektüel bir girişim söz konusu olduğunda yasakaların bunu engellemesi söz konusu bile olamaz. Ayrıca daha öncede vurguladığımız gibi buralar her zaman gelinecek kadar yakın yerler de değil.Ertan Uca (fotoğraf sanatçısı),Doğan Halil (Steadycam operatörü) ve Şafak Tavkul (storyboard) üçlüsü için bu,bulunmaz bir fırsattı. Sarp kayaların üzerine kurulmuş muhteşem bir saray ve trilyonlar harcanarak yapılamamış bir restorasyonu yakından tetkik ettikten ve gün batımını saraya hakim bir tepeden izledikten sonra dönüş yoluna koyulduk.
Dönüş yolunda az önce geçtiğimiz yollara mucur dökülmüş olduğunu fark ettik. Ancak bu yörede dökülen mucurun üzerinden silindir geçirmek gibi bir alışkanlıklarının olmadığını bilemiyorduk.
Doğan,8 yıllık eşi ve 18 aylık çocuğuna duyduğu özlem dolayısıyla filmden aldığı tüm parayı telefon şirketine yatırmaya karar vermiş,günde en az on kez İngiltere'yle görüşüyordu. Mucurlu bölgeye girdiğimizde yine olağan görüşmelerinden birini yapmaktaydı. İşte tam o sırada anlayışsız bir yerel zat farlarını gözümüzün içine dikmiş,sadece iki aracın dikkatlice ve yavaş yavaş geçmesi gereken bu mucurlu yolda gazı köklemiş üzerimize üzerimize geliyordu. Bu tür yollarda frene basmak ölüm demektir.
Direksiyonu hafifçe kırmak bile büyük bir risktir. Ancak; ölümle risk arasında bir seçim yapmanız gerekirse,doğal olarak riski seçersiniz. Biz de öyle yaptık ve araç bir anda koturolümüzden çıkıverdi. Mucurlu yolda aracımız fırıldak gibi dönüvermeye başladı. Frene basmadan durabilmek için eski rallicilerden teorik olarak öğrenip,bir türlü pratiğe geçiremediğim bir tekniği denedim ve bankete uçmadan durmayı başardık.
Olay sırasında hayatımız gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçti mi bilemiyorum ama;benim en büyük korkum bu iki adamı öldürürsem Yılmaz'la Ömer'e ne diyeceğim korkusuydu. Üstelik il sınırı dışına çıkmak kesinlikle yasaklanmışken…
Ertan'ın korkusu ise "artık sevişemiyeceğim!"di sanırım. Ancak beni en çok şaşırtan ve bu olayı anıya dönüştüren Doğan'ın inanılması güç tavrıydı.
Doğma büyüme İngiltereli olan bu Kıbrıslı arkadaşımız,İngiliz karısıyla büyük bir soğukkanlılıkla sohbet ediyor ve kazayı naklen karısına aktarıyordu."Şimdi "sweethert" araba kontrolden çıktı,arba dönüyor…dönüyor…wait a minute…tamam…
Şafak konturolü ele aldı… merak edecek bir şey yok."

ŞAFAK TAVKUL (Storyboard Artist)